Merhabalar sayın okuyucular. Yani sadece ben. Ben de yazdığım hiç bişeyi tekrar okumam ama olsun. En azından kendimin sıkı bir takipçisi olarak bir kişinin olması beni mutlu eder. Yani benim. Şizofrenik bir giriş yapmak istedim. Sıkı takipçim olan ben üşengeçlik etmeyi bırakıp yazdıklarımı okursa hafif bi tebessüm etsin. Yine uykumu 2ye bölüp daha verimli olmaya çalıştığım günlerdeyim. Tabiki zinde olamıyorum pek verimli de olmuyor aslında. Ama psikolojik olarak iyi hissettiriyor. Son yıllarda uyku konusunda birazcık profesyonelleşmiş olabilirim. Tabi normal bir insanın uykuya olan hakimiyetinin 5te 1i ediyor bu profesyonellik. Yine de benim için olumlu bir gelişme. Karantina sürecinde bol bol evdeyim. Fakire karantina vurmasa da bana vurdu sayılır. İşime de gelmiş olabilir. Evde bol bol fazla pişmanlık hissetmeden vakit geçirebiliyorum. Bu hoşuma gidiyor. Özgüvenimi ve mental gücümü uzun zamandır getirmek istediğim yere bu şekilde kısa bir zamanda getirmiş oldum. Alt kimliğim olan alfa çocuk karakterine yakın olduğumu hissediyorum. Artık biraz büyümenin getirdiği tecrübeyle artık bu duruma kız tavlamaya değil üretkenliğe harcamak istiyorum. Böyle bir giriş yapayım istedim.
Üretkenlikten ziyade ders çalışmaya, ödev yapmaya iyi vakit ayırabildim sayılır. Baya verimli geçti. İstediğim şeyleri yaptım. Yine birçok uğraşa başlayıp yarım bıraktım. Hangisine devam etmem gerektiğini seçemediğim için oluyor olabilir. Bir de dikkatim kolayca başka şeylere kayabiliyor. İspanyolca öğrenmeye kaldığım yerden devam etme fikri oldukça ilgi çekici gelmiş hatta kağıda bu konuda yazı yazıp dolabıma tutturmuştum. Hatta ve hatta kariyer gelişimimi bu yoldan yapmaya karar vermiş; önümüzdeki senelerde ispanyolca ve ingilizceye ağırlık verip iyi bir kariyere sahip olma fikri bana fazlasıyla cazip gelmişti. En üst düzen motivasyonum sayılırdı o motivasyonum. Ama o bile kayboldu. Haha! Tabi ödevler falan filan. Fazla şeye odaklanmak istemiyorum. En azından bir şeyi yapıp verimli yapmak işime geliyor. Her istediğim şeyi aynı anda yapamam. Bugünlerde de daha geniş düşünmeye başladım. İlerde yine ağır olayların başıma geleceğini bildiğim için motivasyonum biraz düştü. Hayatın benim için her zaman zor olacağını ve daha geniş düşünmem gerektiğini farkettim. Beni kalıcı olarak hayatta tutacak şeyler istiyorum galiba. Günü birlik görevler günde kalıyor. Bütün hayatı kapsamıyor. Derslerle, ödevlerle, kariyer planlarıyla harcadığım vakit bittikten sonra yeni bir görev bulamazsam yine karanlık kuyular beni bekliyor. Bunun için kendime bazı sorular sordum. Tabi bunu elime kalemi alıp koltuğa uzanarak resmi bir şekilde sormadım. Kafamın içinde olabildiğince basic şekilde bir hesaplaşma yaşadım. Ve şunun farkına vardım. Bugün uğraştığım şeyler, uğruna kafa patlatıp üzüldüğüm çoğu şeyin ilerde, yaşlanınca benim için hiçbir önemi kalmayacak. Çoğu insanın da öyle. Ne kadar kendinizden kaçsanız da elbet yalnız kalıp hayatın sonuna yaklaştığınız dönemlerde bile olsa o sorgulamalara gireceksiniz. Ben bu sorgulama, yüzleşme dönemlerinde kendimi fazla zayıf gördüğüm için şimdiden bunları düşünmem gerektiğine karar verdim.
Tabi bunlar bir anda olmuyor. Evet benim hayatımın amacı bu diyemem. Öyle olsa hayat basit olurdu. Belki de basit yaşayanlar daha mutludur. Ama malesef beyin yapım, düşünme şeklim bunlara uygun değil. Her şeyin derinliğine inip detaylı sorgulamalara giren bir yapım var. Bunu ne kadar istesem de ancak geçici bir süreliğine değiştirebildim. Eninde sonunda aynı yere gelip aynı boşluğa düşecek olduğuma emin sayılırım. Bunun ne kadar yanlış olduğunu düşünsem de iş hayatının, paranın şu an benim pek bir önemi yok. Babam fabrikatör değil ve bütün hayatımı sokaklarda geçirme ihtimalim olduğu için bu biraz şımarıkça olabilir. Ben hala böyle olduğunu düşünmesem de hayat koşullarımı dikkate alınca bu sorgulamaların benden çıkması biraz gülünç olur. O sorgulamalar için hayat kalitemin 2 seviye üstte olması gerekiyor galiba. Bu düşünmeye ara vereceğim anlamına gelmiyor tabiki.
Biraz önce yazmak istedim. Yataktaydım. Gerçekten üretmek istediğimi düşündüm bişeyler. Ne kadar aptalca olsa da. Zaman geçtikçe aptalca olan şeyler anlam kazanıyor. Bunun farkında olduğum için yazmak benim için eskisi kadar anlamsız değil. 10 sene boyunca yazarsam elbet yazma kalitem ve yazdığım şeylerin anlamı artacak. En azından böyle umut ediyorum. Yazmayı sevdiğimden ve yazmaya devam etmek istediğimden değil. Herhangi bir şey için bu böyle. Sadece basit bir neden sonuç ilişkisi kurmaya çalıştım. Yataktayken yazma isteği gelince kendi içimde bazı sorgulamalar yaşadım. Yoksa yine eskiye mi dönüyorum tarzında sorular sordum kendime. Korktum biraz. Ruh halimin tekrar dengesiz hale geldiğini düşündüm. Telefonu elime alıp oynamaya başladım. Hafif bi rahatlık ve uyuşma hissettim. Asıl sorunun yazmak değil telefon vs. olduğunu anladım. Tabi benim doğru yanlış perspektifime göre öyle. Öyle veya böyle üretiyorum şu an bişeyler. Telefon, sosyal medya cart curt olayları bizi 'connected' hissettirme bahanesiyle ciddi ciddi üretmekten, acıdan, yalnız kalmaktan, yüzleşmekten alıkoyuyor. Ne kadar bana iyi geldiğini düşünsem de uzun vadede ruhsuz, ön görülebilir, tek düze biri haline geliyorum. Bu da benim hayatı yaşama şeklime baya bir ters. Herhangi bir farklılık yaratamayacaksam niye yaşıyorum ki? Benim iyi hissetmemin dünya açısından veya insanlar açısından nasıl bir önemi olabilir? Kendi aptal dünyamızda, aptal benliklerimizi büyütüp kendimizi fazla ciddiye alırken ruhlarımızı öldürüyoruz. Mutlu bir rüya görmeye çalışıyoruz ve o rüyayı gördüğümüz için mutlu hissetmek istiyoruz. İnsanların ellerinden telefonlarını alıp bütün herkesle bağlarını koparırsak ne yaparlar, neler düşünürler merak ediyorum.
Düşüncelerim ve ruh halim hafif karanlıklaşmaya başlayınca kendim olduğumu hissediyorum. Mutlu olup iyi ilişkiler kurduğum zamanlar ben değilmişim gibi. Hepsi geçip gitti ve elimde hiçbir şey yok mesela. Dünyaya kalıcı bir şey bırakma olayını sevmiyorum. Yaşa, mutlu ol, öl işte. Niye bu kadar uzatıyorum ki? Belki de ben kendimi fazla önemseyip dünyaya kalıcı bir şey bırakabileceğimi düşünüyorum. Ama bu da olayı benim yazma sebebime getiriyor. Beni yataktan kaldırıp kahve koyan gücün sebebi. Evet benim yaşlanınca yapmazsam en çok pişman olacağım şey bir şeyler üretip, kalıcı bir şeyler bırakmak. Buna artık karar vermiş sayılırım. Ne yaparsam yapayım içimde boşluğu dolduramıyorum. Hiçbirşey beni motive etmiyor uzun vadede. Hırs olayını hiç beceremiyorum. Birini yenmek, onun önüne geçmek, iş hayatında başarılı olmak, birinden övgü almak falan filan. Ben bunları yeterince yaşadım. En azından yaşadığımı düşünüyorum. Buralarda beni motive edip ileri götürecek hiçbir şey yok. Tabi fazla parasız kalırsam sike sike çalışıp hırs yapıp iş hayatında yükselme hayallerine girebilirim. Hatta düşününce baya hoşuma gitmişti bu olay. Çalışmak da güzel bişey benim için. Mutlu ediyor yani nedense. Herhalde düşünmeye pek vaktim kalmadığı için. En az 1 senem falan var ama hardcore iş dünyasına girmek için. O zamana kadar daha donanımlı, ne istediğini bilen, kendinin farkında birine dönüşmek için çaba harcıyorum bu dönemde. Kalıcı bir şey bırakma olayı daha üst perdeden bir düşünce. Konuyu kaçırdım. Herhalde çalışmak konusunda bi zayıf noktam var. Ondan bahsetmek istememiştim. Tabi bu olay ne kadar ilan edilecek veya üzerine konuşulacak bir olay bilmiyorum. ''Ben Deniz Çelik. Ben dünyaya kalıcı bir şey bırakacağım.'' 32 diş gülen bir fotoğrafımla beraber ışıklı tabela yapıp şehrin sokaklarına asmak pek mantıklı olmazdı galiba. Düşününce komik oldu.
Bana her zaman söylenen, hissettirilen, anlatılmaya çalışılan şey ise bunun pek anlamlı olmadığı. Herkes hayat kurma peşindeyken niye bunları düşündüğüm falan filan. Tabi önceki senelerde daha çok. Uzun bir süredir gayet aklı başında, gayet sıradan, baya çalışkan, baya hayatın farkında iyi bir vatandaş gibi yaşıyorum. Çevremdeki insanlara sevgi göstermeye çalışıyorum, gerçekten iyi biri olmaya çalışıyorum, aptalca huylarımdan kurtulmaya çalışıyorum. Sorunlu çocuk imajından özellikle. Baya da yol katettim aslında. Baya da mutlu sayılırım. Alfa çocuk karakteri geldiğine ve artık kendim olduğuma göre demekki doğru yolda ilerlemişim. Alfa çocuk derken şaka yapıyorum aslında kendimden alfa diye bahsetmiyorum. Kendim olabildiğim zamanlar kendimi fazla seviyorum, üstümde garip bi çekicilik hissediyorum. Nedense kızlar da bunu hissediyor. O yüzden hafif bir şakalı yorum yaptım kendi üzerime. Alfa çocuk. Ufak bir latife. Mizah. Komiklik. Humor.
Tabi bu şekilde yaşamak güzel. Bir süre sonra aptal beynim error vermeye başlıyor. Ruhumu doyuracak bir şeyler olmadan bu halime daha fazla devam edemiyorum. Yalnızlık sıkıyor gerçekten. Aşık olmak falan istiyorum. Daha anlamlı ilişkiler falan. Bunun sebebini düşüneceğim. Bu dönemi daha verimli kullanmak istiyorum kısacası. Gerçekten kendi üstüme düşünmek, hayatımı düşünmek falan mantıklı geliyor. Birkaç günlük geçici bir durum da olabilir bilmiyorum. Nedense her girdiğim yeni kafadan korkuyorum. Sürekli yanlış kafalara giriyormuşum gibi geliyor. Tek düze yaşayıp mutlu olmam lazımmış yine şımarıklık yapıp sorun çıkarıyormuş gibi hissediyorum. Bu düşüncelerimin neden saçma olmadığını izah edip yazımı bitireceğim.
Rastgele biri bana gelip bana bunlardan bahsetse, benim bahsettiğim insanların tepkisini ben de verirdim muhtemelen. Anlamsız olduğunu düşünüp fazla önemsemez, sevdiğim biriyse vazgeçmesini, önüne bakmasını söylerdim. Ama ben hayatımın bir şekilde bir olayı olduğunu düşünüyorum. En azından çoğu insanın hayatından daha anlamlı, daha nasıl anlatayım içinde bir konu olan bi hayat olduğunu düşünüyorum. Narsizmle alakası olabilir bunun. Neden hayatımın bir olayı var diye düşününce aklıma gelen bazı şeyleri anlatayım. Yazınca pek bir anlamı olmayacak ama olsun. Küçükken 500 tane falan tikim vardı nerdeyse. Okulda çok başarılıydım. Başarılıydım derken çoğu şeyde en iyi bendim. Herkes beni tanırdı falan. Fazla bi ilgi vardı bana karşı bu beni mutlu ediyordu. Çünkü hiç çaba harcamıyordum. Sürekli benden çok önemli biriymiş gibi bahsederlerdi. Sürekli büyük beklentisi olurdu herkesin. Öğretmenlerin sürekli gelip benimle konuşması, bana birşeyler hediye etmeleri, beni birileriyle tanıştırmaları, benden böyle wonderkid biri gibi bahsetmeleri hoşuma giderdi. Sporda, derslerde, sosyal ortamlarda nedense hep ben vardım en önde. Ama bunların hiç farkında değil gibiydim. Galiba değildim. Yüzde yüz indirim kazandığım dershane sırf ben geliyim diye eve araba falan göndermeyi teklif ediyodu, sürekli evi falan arıyorlardı. Böyle olmam yavaş yavaş ötekileştirilmeme sebep oldu tabi ister istemez. Sınıfta yaşadığım ötekileştirmeye ise çok güçlü bi silah bulmustum. Mizah! Bu benim için onların seviyesine inmemdeki anahtar olmuştu. O sorunu da bu şekilde çözmüş gibiydim. Deniz Çelik mizahının temelleri o günlerde atıldı. Kendinden 3.tekil şahıs olarak bahsetmek güçlü bir narsizm işaretidir. Hmmmm... Çalışkan olan, gece gündüz dershaneye gidip ders çalışan tipler sürekli beni geçmeye falan çalışıyodu. Bu bana hep mide bulandırıcı gelmişti. O zamanki en yakın arkadaşımın annesi okula gelmişti ve tam yanlarına giderken 'Deniz'i geçtin mi bu sefer?' diye bi cümle duymuştum mesela. Belki de bu olaylar yüzünden hırs vs. bana çok anlamsız geliyor. O konularda herhangi bir tatmin yaşayacağımı düşünmüyorum. Ayrıca ben soruları sikimle yapsam bile o tembel halimle kimse beni geçemezdi amına kodumun karısı seni. O yaştaki çocuğa en yakın arkadaşını geçmesi için bu şekilde iğrenç düşünce enjekte edilir mi lan? Neyse zaten bu tarz şeylerle işimin olmadığını, bu yarış işlerinden tiksindiğimi iyice tembelliğe vurarak hiç ders çalışmayarak gösterdim galiba daha sonra. Zaten içlerinde açık ara farkla en zeki olanın ben olduğumu anlayıp o işlerden elimi eteğimi de çekip başka arayışlara girişmiştim. Bu olaylar,ilgiler falan filan bende fazla bi kibir yarattı. Hiçbişey yapmadan bu kadar herşeyde iyi olmak bende gerçekten bişeyler olduğunu düşünmeme sebep oldu. Çalışmak benim için önemini kaybetmişti, ben zaten hiçbişey yapmadan en iyi haldeydim. Demek en zeki sensin Deniz. Güçlü bir narsizm belirtisi daha. Hmmm... Eve alınan bilgisayar, gece gündüz vaktimi onun başında geçirmemle yeni bir uğraş edinmiş oldum. İyice kendimi soyutladım dış dünyadan. Evde gitgide zaten yalnızlaşmıştım ve bi çıkış kapısı gibi olmuştu bana. Girilen ergenlikler, herkesin karı kıza sarması, bok gibi bi aile ortamıyla garipleşme sürecim başlamıştı. Bu arada ailemde bir akıl hastası var yani akıl hastası genlerini taşıyorum bu hamle benim için hiç akıllıca değilmiş sonradan farkettim. Yine çok kötü bir lise dönemi, içine kapanmış ve iyice depresifleşen düşünceler ve son sınıfta gelen sınav kaygısıyla beraber belki de eski anılarımın canlanmasıyla okuldan atıldım. Devamsızlık yüzünden oldu. Yine de teknik olarak atılmış sayılırım. Ama okula gidecek durumum hiç yoktu bitik haldeydim. Yapayalnız bir şekilde o karanlık dünyada 2 sene falan boğuldum. İnsanlardan uzak. Akıl hastası genleri taşıyan biri için hiç parlak dönemler olmasa gerek. Hala delirmek en büyük korkularımdan biri bu arada. Bir şekilde kendimi toparlayıp birsürü gazlayıcı kitaplar okuyup Alfa çocuk karakterini oluşturup üniversiteye daldım. Ve aynı hızla çöktüm. Bikaç ay maksimum seviyede zevkli geçse de senelerdir yaşadığım depresif dünya ve sosyal olarak fazla geride kalmış olmak beni insanlardan uzaklaştırdı. Yine olmamıştı ve yine dışlanmıştım. Seneler geçti bugün de burda bunları yazıyorum. O yaştaki çocuğa bu kadar ilgi gösterilmesi onu bu kadar kötü etkileyebiliyormuş. Demekki her şeyi bilmiyormuşum. O kadar da mükemmel değilmişim. Oturduğum yerden o seviyede kalamıyormuşum. Öyle bir amacım da yoktu aslında ama nedense aradığım şeyleri bulamadım. Belki de bulunamayacak şeyler. Belki de oturup adam gibi ders çalışmam gerekiyordu sadece. Yapmam gereken bu kadar basitti. Normal hayatımı yaşayıp şu an çok mutlu olabilirdim. Şimdi en baştan alıp o koyamadığım taşları yerine koymaya çalışıyorum. Aile ilişkilerimi, sosyal ilişkilerimi düzeltmeye çalışmıyorum. Gerçekten birşeyler için çabalıyorum, yakında bu şekilde çalışırsam okulum bitecek. Hala çözemediğim bazı büyük sorunlarım var ama. Senelerce her şeyi en kolay şekilde, uğraşmadan yapabileceğimi düşündüm. Ki yaptım da. Ama her şeyi değil işte. Kibir zararlı bişey. Yine böyle uzaktan bakınca gerçekten bir sürü kişide iz bıraktığıma eminim. Belki de düşündüğüm şeyler doğruydu. Gerçekten aradığım şeyleri buldum. Fark yaratabildim çoğu şekilde. Bilmiyorum. Bunlar yeni yeni oturuyor. Kısaca bu hayatta, bu bedenin içinde, bu beyinin içinde dünyaya iz bırakabilecek bir delilik olduğunu düşünüyorum. Belki de oluşan kibirimin kalıntılarıdır bunlar. Yine de denemeden rahat edemicem. Bundan eminim. Düşününce hiçbirşey beni tatmin etmeyecek yaşlandığımda. Benim denemem lazım. Daha bir çok fark yaratmam lazım. İzah etmem biraz uzun sürdü. Kendimi anlatırken her zaman ipin ucu kaçıyor. Bi iki detay verip olayın kavranmasını istemiştim ama hayat hikayesi yazmaya döndü iş. Demek sürekli kendinden bahsetmek istiyosun Deniz. Hmmm...