7 Mayıs 2020 Perşembe

kurt adam

 Bugün yalnızım. Yalnız kalmak kaderim olabilir bunu farkettim. Stresli zamanlarda çevremdeki herkese inanılmaz bi şekilde saldırıyorum. Tabi sözlü olarak. Bi şekilde tartışma falan çıkarıyorum. İğrenç birine dönüşüyorum. Bu ne kadar farketmesem de geri dönüşü olmayan durumlara yer açıyor. Tabi bundan da emin değilim. Empati konusunda pek iyi değilim. En azından konu kendim olunca. Evde vakit geçirip ödev yaptığım bu dönemde duygularıma ne kadar güvenebilirim bilmiyorum. Bu duygu durumu ve stres beni canavara dönüştürüyo. Şu anki duygularımın hiçbirine güvenemem. Fazla duygusal hissediyorum. Muhtemelen bunlar da gerçek değil. Ruh halinin psikolojiyi nasıl etkilediği konusunda çok dikkatli davranmam gerekiyor. Çünkü fazla etkilenip fazla duygusallaşıyorum. Artık bu duyguların içinde bulunduğum durum yüzünden olduğunu anlamalıyım. 
 Bu etrafa saldırmak konusunda daha bilinçli olmalıyım. Ciddi anlamda yıpratıyorum karşımdaki insanı. Bana önemsiz,basit bi durum gibi gelse de geri dönüşü olmayacak yaralar yaratıyor olabilir. Bu durumdan dilim kötü bi şekilde yandığı için çok daha dikkatli olmalıyım. Büyük bi pişmanlık yaratıyor bu durum bende. Sevdiğim insanlara karşı nasıl kalpsizce davranabilirim aklım almıyor. Gözüm dönmüş bi şekilde bunu yapıyorum. Kendimden utanıyorum bu yüzden. Keşke sevdiğim insanlar için benimle baş etme rehberi gibi bişey hazırlayabilsem. Bu geceleri kurt adama dönüşme olayından nefret ediyorum. Cidden büyük vicdan azabı çekiyorum çünkü. 

 Biraz gitar çalıp midlake soyledim iyi geldi. Şimdi de stresli zamanlarda benimle baş etme rehberi yazıcam.
a)Bi şekilde sinirlenip, kızacak bişey bulup kavga çıkarmaya çalışıyorum. Benimle normal konuşun. Sorular sorun. Size değil kendime kızdığımı bilin.
b)Birine bunları yapıyorsam zaten inanılmaz şekilde o kişiyi seviyorumdur. Lütfen bu iğrenç halimin bu sevgimi gölgelemesine izin vermeyin. Kalbinizi kırdığımı farketmiyorum. Sonrasında inanılmaz şekilde vicdan azabı çekiyorum zaten.
c)Ne kadar zorlasam da sakın cevap vermeye, tartışmaya dahil olmaya çalışmayın. Muhtemelen zararlı çıkacaksınız. Kalbiniz kırılacak. Belki benimkini de kıracaksınız. 
d)Bu durumun geçici olduğunu unutmayın. Bi süre sonra zaten kafamı toplayıp düzelicem. Lütfen beni o halde bırakıp gitmeyin. Ne olursa olsun bu durumun geri dönüşünde vicdan azabından ölebilirim. 
e)Söylediklerim ve yaptıklarım için telafi şansı verin. O kadar pişmanlık ve vicdan azabıyla yaşamak ciddi anlamında insanın psikolojisini baya bozuyor. 
f)Ben sevmediğim kimseyle kavga etmem. Sizi çok seviyorum. Özür dilerim. 

 Bundan sonra da böyle durumlarla karşı karşıya gelirsem, böyle kavga ettiğim insanlar olursa bunları hatırlatıcam onlara. Şimdikilere de anlatmaya çalışıyorum. Anlatamazsam çevremde kimse kalmadan, içimde fazlaca pişmanlık,vicdan azabı, gösteremediğim sevgiyle yalnız ölücem. Ben kötü biri değilim. 

6 Mayıs 2020 Çarşamba

başlık bulamadım

 Duygularımın kolayca değişmesini sevmiyorum. Bir gün oturup düşünüp verdiğim kararlar ertesi gün anlamını yitiriyor. Neler düşündüğümü, fikirlerimi bu kadar çok gözden geçirmek negatif bir durum benim için. Bahsettiğim genler ve yapmak istediğim şeyler için yapmam gereken en önemli şey ruh sağlımı, mental gücümü koruyup, dengeli halde tutmak. Özellikle stresten uzak durmak. Bu bazen çok zor oluyor. Hayatımı göz önüne alırsak. At gözlüğü takıp hiçbişeyle ilgilenmemem gerekiyor böyle durumlarda. Ama dış etmenler bi şekilde hayatımı etkiliyor. Böyle biri olmayı ben seçmedim. Sürekli sebebini düşünüyorum. Bazen kendimi suçlu bulup bazen suçu aileme bazen çevreme bazen diğer her şeye atıyorum. Galiba kötü biri değilim. Ama bir şekilde insanları kendimden uzaklaştırıyorum. Tabi bu her zaman olmuyor. Düşük modda olduğum dönemler oluyor. Eskisi gibi mutlu olmaya ve çevreme düzgün davranmaya çalışsam da o dönem pek de uzun sürmüyor. Neden bu yola girdim bilmiyorum. Yaşadığım şeyler, koşulları düşününce genelde benden üzülmemi bekliyorlar. Ben istemiyorum. Ben böyle biri değilim diye düşünüyorum. İsteyince neler yapabileceğimi biliyorum. Ben bir wonderkidim. Ben alfa çocuğum. Ama işte bazen ister istemez o hüzün çöküyor. Şu an yazdıklarımın hiçbir önemi yok, çoğu yanlış çıkarımlar. Yine de yazıyorum. Sevgisiz ve yalnız kalmış bi çocuğum sadece bunu biliyorum. Sevgisiz ve yalnız olmamak için birçok yanlış seçimler yaptım. Belki de doğru olanı yaptım bilmiyorum. Böyle hissetmemem için en başta aile ilişkilerimi düzeltmem gerekiyordu. Düzelttim. Ki gerçekten bu beni eski mutlu halime döndürdü. Ama işte sürekli olmuyor. Bir yerden patlak veriliyor. Yine de yoluma bakıyorum. Çok çaba gösteriyorum. Ancak bu kadar oluyor. Yanımdaki insanları çok iyi seçmem gerekiyor. Benim aslında nasıl biri olduğumu anlayamayan insanlar bana çokça zarar veriyor. Herkese kendimi anlatmakla uğraşamam. Anlayan bi şekilde anlar zaten. Farklı davranıyorum olduğum kişiden bunun farkındayım. Bir yerden sonra ipin ucunu kaçırdım. Nasıl biri olduğumu unuttum. Ama şunun farkına vardım. Hiçbir şey düşünmeden sadece kendim olduğum zaman zaten nasıl biri olduğum anlaşılıyor. Ekstra çaba göstermeme gerek yok. Çabalamadığım her an zaten kendim olabiliyorum. Bu olay beni az da olsa mutlu etti. Bir şey yapmaya bir şey olmaya çalışmadıkça kendim olabiliyorum. Buna kendim olmaya çalışmak da dahil. Kısacası hakettiğim için mi bu kadar şey başıma geliyor yoksa bu koşullarla zaten çok da iyi mi ediyorum çok iyi miyim bilemiyorum. Eğer benim yüzümdense kendimi değiştirmek isterim çünkü daha da. 

 Dün güzel bir senaryo fikri buldum. Kendi kendime onu genişletip devam edebilirim. Benim için hobi olur. Hem de bir deneme. Kısa bir özet geçmek gerekirse. Bir çocuk veya genç diyelim intihar ediyor. Bir sürü mektup bırakıyor geriye. İlk mektupta herhangi bir sorunun, canını sıkan bişeyin olmadığını sadece bazı şeyleri anlatabilmek için böyle yaptığını söylüyor. Gayet neşeli, mizah içeren bir dille yazıyor bunları. Belki bu şekilde bir şeyleri değiştirebileceğini söylüyor. Hayatında iz bırakan herkese ayrı ayrı mektup bırakıyor. Eğer haberleri olmazsa veya almaya gelmezlerse mektuplar evde kalacak sonsuza kadar. İsteyen alıyor. İsteyen oyunu oynuyor diyelim. Bunun ötesini pek düşünmedim. Ama güzel bişey çıkabilir. Eğer biri böyle bi film vs. yaparsa dava açarım haberiniz olsun. 

 Bu yazı da burada kalsın. 

5 Mayıs 2020 Salı

biraz iç dökümü devamı

 Yazıyı bitirdim aslında ama devam etmek istiyorum. Bikaç detay vermek istedim. Aklımdayken ve yazma isteğim varken yazayım. Öncelikle son senelerde bolca rol yapıyorum. Karşımdakiyle ilgileniyomuş gibi çok iyi bi insanmışım gibi falan. Bu işe yarıyor. Ama bir süre sonra fake olduğu için sıkılıyorum fazla yakın olmak istemiyorum insanlarla. Cidden birsürü insanın seni sevmesini istiyosan iyi, kendi halinde, zararsız biri ol birsürü kişi sana bir sürü şey anlatıp senin arkadaşın olmak istiyor. Yine çok yalnız kalırsam bunu tekrar denicem ama bunu öğrendim. Belki de sosyal kişiliğim yeni yeni oluşuyordur aslında insanların yanında fazla feyk hissetmemin nedeni budur. Bunu bilmiyorum. Önceden çok iyi bi çocukken kibirle beraber iyiliğimi bile kibirle harmanlayıp garip bir hale getirmişim. İyilik bile kibirli bişeye dönüşmüş benim için. Artık gerçekten iyi bir insan olmaya çalışıyorum ve iyiliğin gerçekten zor olduğunu düşünüyorum. Çoğu davranışım baya baya rahatsız ediciymiş bunu farkettim. Bu arada önceki yazımın başlığı veya hayatımın özetini bir wonderkidin çöküşü olarak tanımlayabilirim. İnsanlara kendimi tamamen açıp sevmelerini bekliyorum. Tabi aşırı yakın olduklarıma. Çocuk gibi hissediyorum. O çocuğu büyütmeye başladım ama. Yine de yakında büyük bir yıkım olacak yine o durumu nasıl karşılarım bilmiyorum biraz korkuyorum. Birine gerçekten sevmenin ve değer vermenin ne olduğunu yavaş yavaş anlıyorum. İnsanları yavaş yavaş anlamaya başladım. Duygularımı da anlamaya başladım. 5 yaşındaki çocuk seviyesine inmem gerekti bunun için. 5 yaşındaki bir çocuğun sahip olması gereken mekanizmaya bile sahip degildim. En çok da savunma olarak. Biri bana kötü hissettirince veya haksızlık yapınca artık anlayabiliyorum. Hep hatalı hissettirildiğim için insanlar ne derse desin boyun eğip üzülen biriydim önceden. Artık delikleri biraz büyük de olsa süzgeçim var. Benim psikolojik sorunlarım var, ailemle aram kötü vs. vs. tiplemelerin babası benim. Gerizekalı ve ergen olmayanı. Gerçekten öyleydi ve kadınların bu konulardan bahsedince bana ilgi göstermesinden aşırı rahatsızım. Nedense böyle fetishi olan kızlar var. Bu tiplerden hoşlanan. Ben bir tip değilim. Ve böyle şeyler yaşamak güzel bişey değil. Ben mutluyum, sürekli depresif değilim. Drama queenlerden nefret ediyorum o yüzden. Benim sürekli üzülmemi isteyip bana sevgi göstermek istiyorlar. O şekilde kendi hayatlarındaki boşluk dolacak tabi. Aptalca bir durum benim için. Böyle şekil için böyle takılan tiplerden veya okudukları gördükleri şeylerden akıllarında bir imaj oluşturmuşlar. Belki de ben benim yanımda olmak isteyen, bana gerçekten değer veren kızlara hayvan gibi davranıp direk reddettim he. Şu an belki de paranoyakça davranmış olup olamayacağımı sorguladım.
 Konuyu amacından saptırdım galiba bıraz. Yine günlük konuşma diline çevirip rastgele günlük yazıyormuş gibi yazmaya başladım. Arada bunu da yapacak olsam da istemiyorum çok fazla sohbet tarzı yazı yazmak. Bişeyden, bi fikirden bahsetmek istiyorum. Anlamsızca yazmamaya çalışacağım bakalım.

back in business

 Merhabalar sayın okuyucular. Yani sadece ben. Ben de yazdığım hiç bişeyi tekrar okumam ama olsun. En azından kendimin sıkı bir takipçisi olarak bir kişinin olması beni mutlu eder. Yani benim. Şizofrenik bir giriş yapmak istedim. Sıkı takipçim olan ben üşengeçlik etmeyi bırakıp yazdıklarımı okursa hafif bi tebessüm etsin. Yine uykumu 2ye bölüp daha verimli olmaya çalıştığım günlerdeyim. Tabiki zinde olamıyorum pek verimli de olmuyor aslında. Ama psikolojik olarak iyi hissettiriyor. Son yıllarda uyku konusunda birazcık profesyonelleşmiş olabilirim. Tabi normal bir insanın uykuya olan hakimiyetinin 5te 1i ediyor bu profesyonellik. Yine de benim için olumlu bir gelişme. Karantina sürecinde bol bol evdeyim. Fakire karantina vurmasa da bana vurdu sayılır. İşime de gelmiş olabilir. Evde bol bol fazla pişmanlık hissetmeden vakit geçirebiliyorum. Bu hoşuma gidiyor. Özgüvenimi ve mental gücümü uzun zamandır getirmek istediğim yere bu şekilde kısa bir zamanda getirmiş oldum. Alt kimliğim olan alfa çocuk karakterine yakın olduğumu hissediyorum. Artık biraz büyümenin getirdiği tecrübeyle artık bu duruma kız tavlamaya değil üretkenliğe harcamak istiyorum. Böyle bir giriş yapayım istedim. 

 Üretkenlikten ziyade ders çalışmaya, ödev yapmaya iyi vakit ayırabildim sayılır. Baya verimli geçti. İstediğim şeyleri yaptım. Yine birçok uğraşa başlayıp yarım bıraktım. Hangisine devam etmem gerektiğini seçemediğim için oluyor olabilir. Bir de dikkatim kolayca başka şeylere kayabiliyor. İspanyolca öğrenmeye kaldığım yerden devam etme fikri oldukça ilgi çekici gelmiş hatta kağıda bu konuda yazı yazıp dolabıma tutturmuştum. Hatta ve hatta kariyer gelişimimi bu yoldan yapmaya karar vermiş; önümüzdeki senelerde ispanyolca ve ingilizceye ağırlık verip iyi bir kariyere sahip olma fikri bana fazlasıyla cazip gelmişti. En üst düzen motivasyonum sayılırdı o motivasyonum. Ama o bile kayboldu. Haha! Tabi ödevler falan filan. Fazla şeye odaklanmak istemiyorum. En azından bir şeyi yapıp verimli yapmak işime geliyor. Her istediğim şeyi aynı anda yapamam. Bugünlerde de daha geniş düşünmeye başladım. İlerde yine ağır olayların başıma geleceğini bildiğim için motivasyonum biraz düştü. Hayatın benim için her zaman zor olacağını ve daha geniş düşünmem gerektiğini farkettim. Beni kalıcı olarak hayatta tutacak şeyler istiyorum galiba. Günü birlik görevler günde kalıyor. Bütün hayatı kapsamıyor. Derslerle, ödevlerle, kariyer planlarıyla harcadığım vakit bittikten sonra yeni bir görev bulamazsam yine karanlık kuyular beni bekliyor. Bunun için kendime bazı sorular sordum. Tabi bunu elime kalemi alıp koltuğa uzanarak resmi bir şekilde sormadım. Kafamın içinde olabildiğince basic şekilde bir hesaplaşma yaşadım. Ve şunun farkına vardım. Bugün uğraştığım şeyler, uğruna kafa patlatıp üzüldüğüm çoğu şeyin ilerde, yaşlanınca benim için hiçbir önemi kalmayacak. Çoğu insanın da öyle. Ne kadar kendinizden kaçsanız da elbet yalnız kalıp hayatın sonuna yaklaştığınız dönemlerde bile olsa o sorgulamalara gireceksiniz. Ben bu sorgulama, yüzleşme dönemlerinde kendimi fazla zayıf gördüğüm için şimdiden bunları düşünmem gerektiğine karar verdim.

 Tabi bunlar bir anda olmuyor. Evet benim hayatımın amacı bu diyemem. Öyle olsa hayat basit olurdu. Belki de basit yaşayanlar daha mutludur. Ama malesef beyin yapım, düşünme şeklim bunlara uygun değil. Her şeyin derinliğine inip detaylı sorgulamalara giren bir yapım var. Bunu ne kadar istesem de ancak geçici bir süreliğine değiştirebildim. Eninde sonunda aynı yere gelip aynı boşluğa düşecek olduğuma emin sayılırım. Bunun ne kadar yanlış olduğunu düşünsem de iş hayatının, paranın şu an benim pek bir önemi yok. Babam fabrikatör değil ve bütün hayatımı sokaklarda geçirme ihtimalim olduğu için bu biraz şımarıkça olabilir. Ben hala böyle olduğunu düşünmesem de hayat koşullarımı dikkate alınca bu sorgulamaların benden çıkması biraz gülünç olur. O sorgulamalar için hayat kalitemin 2 seviye üstte olması gerekiyor galiba. Bu düşünmeye ara vereceğim anlamına gelmiyor tabiki. 

 Biraz önce yazmak istedim. Yataktaydım. Gerçekten üretmek istediğimi düşündüm bişeyler. Ne kadar aptalca olsa da. Zaman geçtikçe aptalca olan şeyler anlam kazanıyor. Bunun farkında olduğum için yazmak benim için eskisi kadar anlamsız değil. 10 sene boyunca yazarsam elbet yazma kalitem ve yazdığım şeylerin anlamı artacak. En azından böyle umut ediyorum. Yazmayı sevdiğimden ve yazmaya devam etmek istediğimden değil. Herhangi bir şey için bu böyle. Sadece basit bir neden sonuç ilişkisi kurmaya çalıştım. Yataktayken yazma isteği gelince kendi içimde bazı sorgulamalar yaşadım. Yoksa yine eskiye mi dönüyorum tarzında sorular sordum kendime. Korktum biraz. Ruh halimin tekrar dengesiz hale geldiğini düşündüm. Telefonu elime alıp oynamaya başladım. Hafif bi rahatlık ve uyuşma hissettim. Asıl sorunun yazmak değil telefon vs. olduğunu anladım. Tabi benim doğru yanlış perspektifime göre öyle. Öyle veya böyle üretiyorum şu an bişeyler. Telefon, sosyal medya cart curt olayları bizi 'connected' hissettirme bahanesiyle ciddi ciddi üretmekten, acıdan, yalnız kalmaktan, yüzleşmekten alıkoyuyor. Ne kadar bana iyi geldiğini düşünsem de uzun vadede ruhsuz, ön görülebilir, tek düze biri haline geliyorum. Bu da benim hayatı yaşama şeklime baya bir ters. Herhangi bir farklılık yaratamayacaksam niye yaşıyorum ki? Benim iyi hissetmemin dünya açısından veya insanlar açısından nasıl bir önemi olabilir? Kendi aptal dünyamızda, aptal benliklerimizi büyütüp kendimizi fazla ciddiye alırken ruhlarımızı öldürüyoruz. Mutlu bir rüya görmeye çalışıyoruz ve o rüyayı gördüğümüz için mutlu hissetmek istiyoruz. İnsanların ellerinden telefonlarını alıp bütün herkesle bağlarını koparırsak ne yaparlar, neler düşünürler merak ediyorum. 

 Düşüncelerim ve ruh halim hafif karanlıklaşmaya başlayınca kendim olduğumu hissediyorum. Mutlu olup iyi ilişkiler kurduğum zamanlar ben değilmişim gibi. Hepsi geçip gitti ve elimde hiçbir şey yok mesela. Dünyaya kalıcı bir şey bırakma olayını sevmiyorum. Yaşa, mutlu ol, öl işte. Niye bu kadar uzatıyorum ki? Belki de ben kendimi fazla önemseyip dünyaya kalıcı bir şey bırakabileceğimi düşünüyorum. Ama bu da olayı benim yazma sebebime getiriyor. Beni yataktan kaldırıp kahve koyan gücün sebebi. Evet benim yaşlanınca yapmazsam en çok pişman olacağım şey bir şeyler üretip, kalıcı bir şeyler bırakmak. Buna artık karar vermiş sayılırım. Ne yaparsam yapayım içimde boşluğu dolduramıyorum. Hiçbirşey beni motive etmiyor uzun vadede. Hırs olayını hiç beceremiyorum. Birini yenmek, onun önüne geçmek, iş hayatında başarılı olmak, birinden övgü almak falan filan. Ben bunları yeterince yaşadım. En azından yaşadığımı düşünüyorum. Buralarda beni motive edip ileri götürecek hiçbir şey yok. Tabi fazla parasız kalırsam sike sike çalışıp hırs yapıp iş hayatında yükselme hayallerine girebilirim. Hatta düşününce baya hoşuma gitmişti bu olay. Çalışmak da güzel bişey benim için. Mutlu ediyor yani nedense. Herhalde düşünmeye pek vaktim kalmadığı için. En az 1 senem falan var ama hardcore iş dünyasına girmek için. O zamana kadar daha donanımlı, ne istediğini bilen, kendinin farkında birine dönüşmek için çaba harcıyorum bu dönemde. Kalıcı bir şey bırakma olayı daha üst perdeden bir düşünce. Konuyu kaçırdım. Herhalde çalışmak konusunda bi zayıf noktam var. Ondan bahsetmek istememiştim. Tabi bu olay ne kadar ilan edilecek veya üzerine konuşulacak bir olay bilmiyorum. ''Ben Deniz Çelik. Ben dünyaya kalıcı bir şey bırakacağım.'' 32 diş gülen bir fotoğrafımla beraber ışıklı tabela yapıp şehrin sokaklarına asmak pek mantıklı olmazdı galiba. Düşününce komik oldu. 

 Bana her zaman söylenen, hissettirilen, anlatılmaya çalışılan şey ise bunun pek anlamlı olmadığı. Herkes hayat kurma peşindeyken niye bunları düşündüğüm falan filan. Tabi önceki senelerde daha çok. Uzun bir süredir gayet aklı başında, gayet sıradan, baya çalışkan, baya hayatın farkında iyi bir vatandaş gibi yaşıyorum. Çevremdeki insanlara sevgi göstermeye çalışıyorum, gerçekten iyi biri olmaya çalışıyorum, aptalca huylarımdan kurtulmaya çalışıyorum. Sorunlu çocuk imajından özellikle. Baya da yol katettim aslında. Baya da mutlu sayılırım. Alfa çocuk karakteri geldiğine ve artık kendim olduğuma göre demekki doğru yolda ilerlemişim. Alfa çocuk derken şaka yapıyorum aslında kendimden alfa diye bahsetmiyorum. Kendim olabildiğim zamanlar kendimi fazla seviyorum, üstümde garip bi çekicilik hissediyorum. Nedense kızlar da bunu hissediyor. O yüzden hafif bir şakalı yorum yaptım kendi üzerime. Alfa çocuk. Ufak bir latife. Mizah. Komiklik. Humor. 

 Tabi bu şekilde yaşamak güzel. Bir süre sonra aptal beynim error vermeye başlıyor. Ruhumu doyuracak bir şeyler olmadan bu halime daha fazla devam edemiyorum. Yalnızlık sıkıyor gerçekten. Aşık olmak falan istiyorum. Daha anlamlı ilişkiler falan. Bunun sebebini düşüneceğim. Bu dönemi daha verimli kullanmak istiyorum kısacası. Gerçekten kendi üstüme düşünmek, hayatımı düşünmek falan mantıklı geliyor. Birkaç günlük geçici bir durum da olabilir bilmiyorum. Nedense her girdiğim yeni kafadan korkuyorum. Sürekli yanlış kafalara giriyormuşum gibi geliyor. Tek düze yaşayıp mutlu olmam lazımmış yine şımarıklık yapıp sorun çıkarıyormuş gibi hissediyorum. Bu düşüncelerimin neden saçma olmadığını izah edip yazımı bitireceğim.

 Rastgele biri bana gelip bana bunlardan bahsetse, benim bahsettiğim insanların tepkisini ben de verirdim muhtemelen. Anlamsız olduğunu düşünüp fazla önemsemez, sevdiğim biriyse vazgeçmesini, önüne bakmasını söylerdim. Ama ben hayatımın bir şekilde bir olayı olduğunu düşünüyorum. En azından çoğu insanın hayatından daha anlamlı, daha nasıl anlatayım içinde bir konu olan bi hayat olduğunu düşünüyorum. Narsizmle alakası olabilir bunun. Neden hayatımın bir olayı var diye düşününce aklıma gelen bazı şeyleri anlatayım. Yazınca pek bir anlamı olmayacak ama olsun. Küçükken 500 tane falan tikim vardı nerdeyse. Okulda çok başarılıydım. Başarılıydım derken çoğu şeyde en iyi bendim. Herkes beni tanırdı falan. Fazla bi ilgi vardı bana karşı bu beni mutlu ediyordu. Çünkü hiç çaba harcamıyordum. Sürekli benden çok önemli biriymiş gibi bahsederlerdi. Sürekli büyük beklentisi olurdu herkesin. Öğretmenlerin sürekli gelip benimle konuşması, bana birşeyler hediye etmeleri, beni birileriyle tanıştırmaları, benden böyle wonderkid biri gibi bahsetmeleri hoşuma giderdi. Sporda, derslerde, sosyal ortamlarda nedense hep ben vardım en önde. Ama bunların hiç farkında değil gibiydim. Galiba değildim. Yüzde yüz indirim kazandığım dershane sırf ben geliyim diye eve araba falan göndermeyi teklif ediyodu, sürekli evi falan arıyorlardı. Böyle olmam yavaş yavaş ötekileştirilmeme sebep oldu tabi ister istemez. Sınıfta yaşadığım ötekileştirmeye ise çok güçlü bi silah bulmustum. Mizah! Bu benim için onların seviyesine inmemdeki anahtar olmuştu. O sorunu da bu şekilde çözmüş gibiydim. Deniz Çelik mizahının temelleri o günlerde atıldı. Kendinden 3.tekil şahıs olarak bahsetmek güçlü bir narsizm işaretidir. Hmmmm... Çalışkan olan, gece gündüz dershaneye gidip ders çalışan tipler sürekli beni geçmeye falan çalışıyodu. Bu bana hep mide bulandırıcı gelmişti. O zamanki en yakın arkadaşımın annesi okula gelmişti ve tam yanlarına giderken 'Deniz'i geçtin mi bu sefer?' diye bi cümle duymuştum mesela. Belki de bu olaylar yüzünden hırs vs. bana çok anlamsız geliyor. O konularda herhangi bir tatmin yaşayacağımı düşünmüyorum. Ayrıca ben soruları sikimle yapsam bile o tembel halimle kimse beni geçemezdi amına kodumun karısı seni. O yaştaki çocuğa en yakın arkadaşını geçmesi için bu şekilde iğrenç düşünce enjekte edilir mi lan? Neyse zaten bu tarz şeylerle işimin olmadığını, bu yarış işlerinden tiksindiğimi iyice tembelliğe vurarak hiç ders çalışmayarak gösterdim galiba daha sonra. Zaten içlerinde açık ara farkla en zeki olanın ben olduğumu anlayıp o işlerden elimi eteğimi de çekip başka arayışlara girişmiştim. Bu olaylar,ilgiler falan filan bende fazla bi kibir yarattı. Hiçbişey yapmadan bu kadar herşeyde iyi olmak bende gerçekten bişeyler olduğunu düşünmeme sebep oldu. Çalışmak benim için önemini kaybetmişti, ben zaten hiçbişey yapmadan en iyi haldeydim. Demek en zeki sensin Deniz. Güçlü bir narsizm belirtisi daha. Hmmm... Eve alınan bilgisayar, gece gündüz vaktimi onun başında geçirmemle yeni bir uğraş edinmiş oldum. İyice kendimi soyutladım dış dünyadan. Evde gitgide zaten yalnızlaşmıştım ve bi çıkış kapısı gibi olmuştu bana. Girilen ergenlikler, herkesin karı kıza sarması, bok gibi bi aile ortamıyla garipleşme sürecim başlamıştı. Bu arada ailemde bir akıl hastası var yani akıl hastası genlerini taşıyorum bu hamle benim için hiç akıllıca değilmiş sonradan farkettim. Yine çok kötü bir lise dönemi, içine kapanmış ve iyice depresifleşen düşünceler ve son sınıfta gelen sınav kaygısıyla beraber belki de eski anılarımın canlanmasıyla okuldan atıldım. Devamsızlık yüzünden oldu. Yine de teknik olarak atılmış sayılırım. Ama okula gidecek durumum hiç yoktu bitik haldeydim. Yapayalnız bir şekilde o karanlık dünyada 2 sene falan boğuldum. İnsanlardan uzak. Akıl hastası genleri taşıyan biri için hiç parlak dönemler olmasa gerek. Hala delirmek en büyük korkularımdan biri bu arada. Bir şekilde kendimi toparlayıp birsürü gazlayıcı kitaplar okuyup Alfa çocuk karakterini oluşturup üniversiteye daldım. Ve aynı hızla çöktüm. Bikaç ay maksimum seviyede zevkli geçse de senelerdir yaşadığım depresif dünya ve sosyal olarak fazla geride kalmış olmak beni insanlardan uzaklaştırdı. Yine olmamıştı ve yine dışlanmıştım. Seneler geçti bugün de burda bunları yazıyorum. O yaştaki çocuğa bu kadar ilgi gösterilmesi onu bu kadar kötü etkileyebiliyormuş. Demekki her şeyi bilmiyormuşum. O kadar da mükemmel değilmişim. Oturduğum yerden o seviyede kalamıyormuşum. Öyle bir amacım da yoktu aslında ama nedense aradığım şeyleri bulamadım. Belki de bulunamayacak şeyler. Belki de oturup adam gibi ders çalışmam gerekiyordu sadece. Yapmam gereken bu kadar basitti. Normal hayatımı yaşayıp şu an çok mutlu olabilirdim. Şimdi en baştan alıp o koyamadığım taşları yerine koymaya çalışıyorum. Aile ilişkilerimi, sosyal ilişkilerimi düzeltmeye çalışmıyorum. Gerçekten birşeyler için çabalıyorum, yakında bu şekilde çalışırsam okulum bitecek. Hala çözemediğim bazı büyük sorunlarım var ama. Senelerce her şeyi en kolay şekilde, uğraşmadan yapabileceğimi düşündüm. Ki yaptım da. Ama her şeyi değil işte. Kibir zararlı bişey. Yine böyle uzaktan bakınca gerçekten bir sürü kişide iz bıraktığıma eminim. Belki de düşündüğüm şeyler doğruydu. Gerçekten aradığım şeyleri buldum. Fark yaratabildim çoğu şekilde. Bilmiyorum. Bunlar yeni yeni oturuyor. Kısaca bu hayatta, bu bedenin içinde, bu beyinin içinde dünyaya iz bırakabilecek bir delilik olduğunu düşünüyorum. Belki de oluşan kibirimin kalıntılarıdır bunlar. Yine de denemeden rahat edemicem. Bundan eminim. Düşününce hiçbirşey beni tatmin etmeyecek yaşlandığımda. Benim denemem lazım. Daha bir çok fark yaratmam lazım. İzah etmem biraz uzun sürdü. Kendimi anlatırken her zaman ipin ucu kaçıyor. Bi iki detay verip olayın kavranmasını istemiştim ama hayat hikayesi yazmaya döndü iş. Demek sürekli kendinden bahsetmek istiyosun Deniz. Hmmm...